Doğaya Dönmeli İnsan

Başımı alıp gitmek istiyorum çoğu zaman şehirden. Küçük bir ilçede büyüdüğüm, babamla sürekli köy köy gezdiğimiz için midir bu bilemiyorum ama şehir hayatı çok bunaltıyor. Aslında hepimizi bunaltıyor ama farkında değil çoğumuz. Farkında olanlar bunca keşmekeşin içinde izinli günlerinde ormana, doğaya, toprağa kaçıyorlar. Sevmeyenler; demeyeceğim çünkü topraktan gelen bir canlı nasıl olur da toprağı sevmez? Kokusu burnuna geldiğinde nasıl mutlu olmaz? Sevmiyorum diyenler empoze olmuş, özünü unutmuş insanlardır bence biraz.  Her neyse, farkında olmayanlarsa avm ya da şehrin en içlerinde geçiriyorlar. Tanrım yeni neslin anneleri çocuklarını bile avmlere götürüyor hafta sonları; deliriyorum. 3-5 yaşındaki çocuklar dükkân dükkân geziyor kocaman aptal bir binanın içinde. Neden yapıyorsunuz bunu? Topraktan neden uzaklaştırıyorsunuz çocuklarınızı? Neyse…
Eskişehir gibi bir yerde okuduğum için kendimi şanslı hissediyorum çünkü o büyük şehirlerin kaosları burada fazla yok ve sıkıldığımız zaman kaçacağımız alan bolca mevcut. İlk kampımı benimle beraber iki arkadaşımla yaptık. Eskişehir’de Bozdağ tepelerine kurduk çadırları. Neden Bozdağ? Yanımdaki arkadaşımın Tandır Köyü’nde eskiden dağ evleri varmış, oraya bir yere gidebiliriz dedi. Biz de tamam dedik ve çıktık yola. Kamp alanı filan değil, biraz trekkingten sonra bize göre uygun bir alana yayıldık. Etrafımız orman, ortada minik bir çayırlık alan ve biz. Kurulduğumuz yer çok güzeldi ve hava kararmadan bol bol yakacak kuru dal topladık, çadırımızı kurduk ve yattık ateşin yanına. Eskişehir’in yazın bile geceleri soğuk bu arada. Matın üzerine yatıp yıldızları izlemek, ateşin başında şiir okumak, dans etmek, mantar yemek, her şey o kadar güzeldi ki.. Tanrım bu olayı daha sık yapmalıydım ve kafamdan bir dünya plana başlamıştım. Tabi bir sürü eksik getirdiğimiz şey vardı, ilk olduğu için. Bu da bir dahaki kamplara daha hazırlıklı gitmemizi sağladı tabi. Eskişehir’in gecelerinin soğuk olduğundan bahsetmiştim, sabah 6ya doğru donmaya başlayınca kalktım ve çalı çırpı topladım ölüm sessizliğine bürünmüş ormandan. Arkadaşlarım hala uyuyorlardı. Çiğ düştüğü için ateşi yakmaya biraz uğraştım ama sonunda yaktım ve matımı serip oturdum. Ateşten gelen bir iki çıtırtıdan başka hiçbir ses yoktu. Sonra yavaş yavaş gün doğmaya başladı. Ve doğa da uyanıyordu ağır ağır. Böcekler, kuşlar hepsi birbirlerine günaydın diye sesleniyorlardı. Tanrım o kadar güzeldi ki. Babamla çok dağ bayır gezdik ama hiç kendi başıma, ormanın ortasında böyle bir şeye eşlik etmemiştim. O anki mutluluğumu anladığınızı düşünüyorum. Sonra 9a doğru arkadaşlarım uyandı ve sucuk yaptık ateşte, afiyetle yedik. Misafirlerimiz olabileceğini hesaba katmamıştık tabi. Bir inek sürüsü bastı olduğumuz yeri J Alakızlar, sarıkızlar, karakızlar vardı her yanımızda. İki tane de çoban köpeği. Önce ısırır diye korktuk ama sevdirmeye dünden razılardı kendilerini. Biraz onlarla oynadıktan sonra ekipmanı toplayıp tekrar düştük yollara.
Köye girişte 7-8km mesafe vardı. Hemen o girişte de minik bir oluk(çeşme). Çıkardık ayakkabıları çorapları, sıvadık paçaları. Girdik oluğun içine J Böyle de bir rahatlama var mıydı o an için, sanmıyorum. Sonra bir pikap denk geldi ve bizi çıkışa kadar bıraktı. Şimdi eller havaya ve otostop zamanı! Eskişehir’e geri dönüş vaktiydi artık bu üç yoldaş için. Dünya tatlısı bir mühendis abi aldı üçümüzü. Daha önce interrail filan yapmış onları anlattı bize. Sonra gidip güzel birer çay içip, kahvaltı yaptık, geziyi masaya yatırdık. Bir dahakine neler yapacağımızı konuştuk J Bu bizim ilk resmi otostopumuz ve kampımızdı. Sonra daha iyilerini yapacaktım ve başlangıcım çok güzel olmuştu.  Sizi şimdilik fotoğraflarla baş başa bırakıyorum. Her şeyin doğa anada var olduğunu ve mavi kalmayı unutmamanızı diliyorum.

Sevgilerimle, mavibukle.



(Umutcan Erduran çekmişti. Eskişehir Bozdağ etekleri)









Kamp ateşi, kalın çoraplar, yıldızlar. 











Gün doğuyor, doğanın şarkısı çalmaya başlıyor.Gün doğuyor, doğanın şarkısı çalmaya başlıyor.

      

Yorumlar

Popüler Yayınlar