İlk tek otostop

     Gitmeliyim. Çok sıkılıyorum yine, içim patlayacak gibi. Sanki beni hapishaneye koymuşlar da, minik bir pencereden gökyüzünü izliyor ve içimdeki özgürlük aşkını bastıramıyor gibi bir ruh hali içerisindeyim. Yaz okulu bitiminde kaçmalıyım. Nereye, nasıl olur umurumda değil ama gitmem lazım, tek düşündüğüm bu. Güneydoğu Anadolu yapayım diyorum. Açıyorum önüme haritayı, minik bir rota belirliyorum kafamda ve oradaki arkadaşlarımla konuşuyorum. Hepsi davet ediyorlar. Sonra işe giriyorum, 12 saat kafede bulaşık yıkıyorum, bir sürü yeni yemek ve iş öğreniyorum. Sonra Suruç'ta o acı olay yaşanıyor... Geziyi de iptal ediyorum haliyle. Ege yapayım o zaman diyorum, yine kendimi haritanın önünde buluyorum. Zaten geçen yıldan aklımda bir rota vardı onu uygularım diyorum. Ama nasıl yapsam, yapsam düşünüyorum. Sonra internette dolanırken İnterrail Türkiye gruplarına denk geliyorum. Bakıyorum insanlar otostopla geziyorlar, hem de Türkiye'de. Kafamda o an ampul yanıyor. Bunu ben de yapabilirim, hem de tek başıma. Günlerce grubu takip ediyorum, oradan gezgin insanları ekliyor ve onların fikrini alıyorum. Kendi arkadaşlarım da dahil çoğu insan tek otostop olayına karşı çünkü BURASI TÜRKİYE. Ama benim içimde bir enerji, benim içimde bir umut. Neden yapılmasın, bu ülkede güzel insanlar var diye tutturmuşum; ağzımdan düşmüyor bu iki cümle. 10 kişiye sorduysam 2'si destek çıkıyor sadece, oran o kadar düşük. Yok diyorum olum ben gidicem. Biber gazı, çakı filan alıyorum; 40lt'lik çantama dolduruyorum minimini dürdüğüm kıyafetlerimi..
      Tanrım diyorum, İzmir'e bir ulaşsam gerisi kolay, oradan aşağıya sallanırım çok rahat diye söyleniyorum kendi kendime. Sabah 6 gibi uyanıyorum. Hazırlanıyorum, çantayı alıyorum sırtıma, kilitleyip çıkıyorum dışarı. Minik bir çaycıda poğaça, çay yapıyorum ve tramvaya biniyorum. Otobana çıkmam için Osmangazi tarafına gitmem gerekiyor Eskişehir'de. Kütahya üzerinden giderim diye düşünüyorum kendi kendime. Çıkıyorum yola, yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum, yürüy... Durup otostop işaretini yapamıyorum. N'apsam n'apsam yolda navigasyon ayarlaması yapmaya çalışan bir abinin camına tıklıyorum. 
-Abicim merhaba, burası Kütahya yolu değil mi? (biliyorum ama muhabbete girmem lazım :))
-Evet kardeşim, sen nereye gidiyorsun, ben Gediz
-İzmir abi
-Gel Gediz'e kadar bırakayım, oradan bulursun diyor ve ilk otostobuma başlamış oluyorum. 
İsmail abi, Kütahya- Eskişehir arası özel bir şirkette çalışan ve bu yüzden bu mesafeyi sürekli gidip gelen bir insan. Evlenmek istiyor ama bir türlü kafasına uygun birini bulamıyor lakin sevgili olmadan da hayatın güzel olduğunu, kafasını dinlediğini söylüyor. Abicim bir karar ver ona göre hareket et diyorum :) Ama evet bence de sevgili filan olmadan hayat daha güzel diye eklemeden edemiyorum. Gel diyor çay içelim, iki muhabbetin belini kıralım; tamam abim diyorum. Beni Gediz çıkışına kadar bırakıyor ve vedalaşıyoruz.
      Arabadan iniyor ve yürümeye başlıyorum. Bu yürüme olayına iyi alıştım diye söyleniyorum kendi kendime. Arkadan birisi sesleniyor, "kardeşim nereyeee?" Abicim İzmir'e diyorum, gel bi ayranımı iç diyor. Abim sağolasın diyorum, yok olmaz gel buyur diyor ve tamam diyorum oturuyorum masaya. Annesi, kardeşi oradalar. Ayaküstü muhabbet ediyoruz, içeriden buz gibi bir ayran geliyor tuzlu tuzlu. Abi diyorum seni allah yolladı, ne iyi geldi ayran sağolasın diyorum ve vedalaşıp yürümeye devam ediyorum. Gediz- Uşak arası tek şeritli minik bir yol. Karşıdan iki tane belediye işçisi geliyor, birisi kız nereye diyor. Abi İzmir diyorum. Nereden geliyorsun, eskişehir abi diyorum. O ara önümde bir cip duruyor. Gel kardeşim diyor, Uşak'a kadar götüreyim. Tamam abi diyorum, atlıyorum. Abimiz eczacı, ben hemşire başlıyoruz sağlık sisteminden. Sağlık sisteminden girip, Türkiye'den çıkıyoruz. Yolun nasıl geçtiğini anlamadan iniyorum arabadan. Lan hala otostop hareketini yapamadım, şu kenara geçeyim sayfaya bir fotoğraf atayım sonra devam ederim yola diyorum. (İnterrail Türkiye Otostop sayfası, İzmir'de kalacak yer bulmak için paylaşım yapmaya çalışıyorum) İkinci dakikada bir korna sesi, arkamı dönüyorum esmer bir abi camı açmış, kız nereye gidiyorsun diyor. Abicim İzmir'e, gel atla diyor ama emin olamıyorum. Neyse diyorum Neslihan, dünyaya negatif enerji yayma lan bin işte diyorum ve biniyorum. Abimiz Uşaklı, eşinin yanına İzmir'e yazlığa gidiyor. Arabada çerezler, türküler, sözler mis gibi muhabbet. Mevzu yine siyasete geliyor, abim giydiriyor bütün ülkeye. Haklısın abi diyorum, bir tane adam yok şu memlekette sdfsfs :D Güle eğlene geliyoruz İzmir'e. Sahilde bırakıyor beni. O ara sayfaya bakıyorum, yorum yazanlara cevap atıyorum falan. Sahilde birileri varmış onların yanına gideyim diyorum, yürümeye başlıyorum. Gruptan elemanlarla muhabbet sohbet. Elif diye dünya tatlısı bir arkadaş onda kalabileceğimi söylüyor ve beni almaya geliyor. Tamam diyorum sahildeyim, bekliyorum. Açıyorum müziği, denizi izliyorum. Birisi gelip elimden tutuyor: Falcı teyze. Yav ablacım sağolasın gerek yok diyorum, para istemem diyor. Ablam olsun yine de istemem diyorum yok. Bir başlıyor anlatmaya, aboov yani. Neyse sağol abla diyorum, mevzuyu paraya bağlıyor VERMEZSEN ALLAH SENİN BELANI VERSİN, KISMETİN KAPANSIN, ANANA BACINA ŞUNLAR OLSUN diyor. Abla ne şerefsiz çıktın, 15 lira para var cebimde 5lirayı sana vereyim 10 lira bana kalsın diyorum. 10 LİRAYI BANA VERMEZSEN ŞÖYLE BÖYLE RÖRÖRÖVÖVÖVÖ diyor, al diyorum, AL ve git ablacım, sağolasın fal içinde diyor ve gönderiyorum :D O ara Elif geliyor, metroya biniyor ve evine gidiyoruz. Ailesi dünya tatlısı insanlar. Buradan onlara bolca selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Elif gece beni arkadaşlarıyla tanıştırıyor ve bolca eğleniyoruz. Ertesi gün annem İzmir'e yeni geldim diye biliyor ve arıyor. Yavrucum benim akrabalarım ilçesindeymiş gitsene yanlarına diye. Yaaağğ anneee yağğğ tanımıyorum diyorum, ille de git bak sen çok seversin diyor. Tamam diyorum, Elif'le vedalaşıp yola devam ediyorum. Gideceğim yer Seferihisar-Sığacık. Dolmuşçu abi, 15km ötesinde bırakıyor. Sağol abi diyor, iniyorum. Yürüyeyim ya, fotoğraf çekerim diyorum başlıyorum şarkı söyleye söyleye yürümeye. Vızır vızır arabalar geçiyor, korna çalıyorlar umurumda değil. Ya bin birine git işte salak kız, ne yürüyorsun de mi? Yok anam bacım illa yürüyeceğim, alıştım çünkü bir kere. Motorlu bi abi duruyor, ablacım diyor yanlış anlamazsan gel bırakayım. Yürüme bu kadar yolu. Motorlu diye binmesem mi diyorum ama bakıyorum tatlı tonton bi abimiz. Tamam abi diyorum, atlıyorum arkasına. 7-8 kez evlilik olayını denediğini ama en sonunda tutturduğunu ve bir kızının olduğunu, onun dünyasının kızı olduğunu söylüyor. Allah bağışlasın abi diyorum, seninde yolun, bahtın açık olsun kardeşim diyor ve indiriyor beni Sığacık kalesinin önünde. Annemin akrabası geliyor, kıvırcık tatlış bir teyze. Hemen ısınıyoruz zaten, kan çekiyor galiba. Eşi de kendi gibi. 3 gün kalıyorum orada, ayrılamıyorum. En son yola çıktığım gün gitme burada kal tüm yaz diyorlar ama amacımın yol olduğunu söylüyor ve ikisine de kocaman sarılıp, seneye tekrar geleceğim deyip ayrılıyorum. Hala görüşüyorum, böyle güzel akrabalara sahip olduğum için evrene tekrar teşekkür ediyorum ve otobanda yürümeye devam ediyorum. Yanımdan siyah bir araba geçiyor, sallamıyorum. İkinci defa tekrar geçiyor ve duruyor. Yanından geçiyorum ama umursamıyorum. Sesleniyor; bacım nere gidiyorsun? -Abi Kuşadası. -Yanlış anlamazsan gel yarı yola kadar bırakayım, seni yolda bırakmak istemiyorum diyor. Tamam abim diyorum, biniyorum. Abimiz Van'lı. İzmir'de yaşıyor, çoluk çocuk oradalar. Abisi İzmir Kuşadası arasında bi yerdeymiş, adını hatırlayamıyorum oraya gidiyormuş falan. Yol boyunca kardeşlik, güzellik, barış diyor. Abicim diyorum, biz kendi aramızda anlaşıyoruz zaten; şu lanet oalsı politikacıları atalım başımızdan. Gel diyorum toplayalım güzel insanları, ülke kuralım kaçalım buradan. Gülüyor :D Sohbet muhabbet, goygoy derken gideceği yerden 27-28km ötesine gidiyor. Abim seni burada indirmek zorundayım, bırakırdım ama yetişmem gerek. İzmire gelince ara beni, sana yemek sözüm var diyor ve gidiyor. Vay arkadaş ne insanlar var diye söylene söylene yürüyorum yine. Kırmızı eski bir araba geçiyor karşıdan, arabayı dede sürüyor, yanında bir abi oturuyor. Korna çalıp, el salladıktan sonra kardeşim her nereye gidiyorsan, yanlış anlamazsan biz bırakalım diyorlar. Ya iki tane adam, binmesem mi diyorum ama o kadar eğlenceliler ki pozitif düşün nesli diyorum, atlıyorum arabaya. Dede tam bir dünya tatlısı.. (Bu zamana kadar bindiğim en eğlenceli araba onlardı, bir gün umarım yine karşılaşırız. Bu dünya küçük :)) KORKMUYOR MUSUN? diye sora sora bitiriyoruz yolu. Yok abi, bu ülkede güzel insanlar var ve bana denk geliyorlar, siz nasıl beni bırakıyorsanız, sizin gibi güzel insanlar çok aslında diyorum. Şaşırıyor, yanında ne var korunmak için diyor. Biber gazı, çakı abi ama bana gerçekten zarar vermek isteyen insanı çokta durduramam diyorum. Hafif gülüyor, hafif hüzünleniyor. Hakkınızı helal edin abi diyorum, yolun, bahtın açık olsun kardeşim diyorlar ve Kuşadası'nda bırakıyorlar. Sahile doğru yürüyorum. Sahi ben neden geldim ki Kuşadası'na? Hiçbir geliş amacım yok. Gruba post atıyorum, buralarda olan kimse çıkmıyor. Annemle konuşuyorum bir 20 dk kadar. İlkokul arkadaşımın yanında kalacağım diye biliyor, tamam yavrum diyor. Canım annem. Kapatıyorum telefonu, sahilde yürüyorum. Lan diyorum niye geldim ki buraya ben. Keman hocam Aydın'da. Onu bir arayayım diyorum, ya bizim yazlık adaya 20 dakika geliyorum diyor, ben şok :D Annesiyle konuşuyor, buyursun gelsin diyorlar ve gidiyoruz. Allahım dünya tatlısı insanlar, annesinin avukat arkadaşları da gelmiş oturuyorlar. Sevimlilikten ölecekler. Yemek yapıyorlar, yiyoruz içiyoruz. Yürüyüş yapıyoruz, sabah erkenden kalkıp yüzmeye gidiyoruz ve gelip kahvaltı yapıyoruz. Bir kahvaltı ki aklınız şaşar. Ayşe teyzenin alanı bence kahvaltı. Ellerine kollarına sağlık güzel insan ^^ Sonra keman hocam dedi ki hadi Muğla'ya beraber gidelim. Tamam dedim gidelim. Onda araba var tabi. Bindik arabaya, açtık müziği, güle eğlene geldik Akyaka'ya. Aman tanrım dedim bu ne güzellik. İki gün kamp attık orada. En son ne zaman bu kadar tatlı tatil yaptım hatırlamıyorum. Akyaka'da iki günden sonra annem aradı ve memlekete dönmemi istedi. Biz de çıktık yola, geri Aydın'a. Bilet almış keman hocam. Çok kızdım ama giderken otobüsle dönmek zorunda kaldım :)
      Yer, gök, deniz, dağ, toprak, ağaç, hayvanlar.. Tanrım dedim, niye kaçıyoruz ormandan, topraktan, kuştan, böcekten? Neden kendimizi betondan evlere kilitliyoruz? Topraktan gelen biz, neden sadece ölünce toprağa dönüyoruz? Bunları düşünürken saat sabahın yedisi. Bir taşın üzerine oturdum, karşımda deniz, dağlar ve gökyüzü. Dün gibi aklımda o manzara...
      Yol insana öyle güzel şeyler katıyor ki.. Bir sürü yeni insan, yer, güzellik, farklı bakış açısı, huzur... 9-10 günlük bu minik Ege gezisi benim için büyük bir başlangıçtı aslında. Kendi başıma çok güzel şeyler yapabileceğimi, birine ihtiyacım olmadığını, gezmenin dünyadaki en güzel şey olduğunu ve daha bir çok şeyi anlamış oldum. Çıkın. Saniye beklemeyin yola çıkın. İyisiyle, kötüsüyle yol en güzel.. Dediğim gibi bu benim için güzel bir başlangıçtı, tek gitmek istemiyorsanız yanınıza sevdiğiniz bir arkadaşınızı alın ama gidin, gezin, görün, yeni insanları tanıyın. İnterrail Türkiye ekibine sonsuz teşekkürler, bana destek oldukları için. "Yol açık, yola çık" :)
Sevgilerimle..
Tek çıkmanın tek sıkıntı yanı fotoğraflarınızı da bazen kurup çekmek zorunda kalmak:)

Sabah yedide oturup düşündüğüm yer :) (Akyaka Orman Kampı)

Yorumlar

Popüler Yayınlar