Minik Bir Rota -> Avrupa'ya!

Merabaaa🐻 Ne var ne yok 👀 Sarılalım az valla ben çok sıkıldım, bu sıralar bol bol bekliyorum. Bekleme esnasında bir şeyler yazayım istedim.

Bu yıl o içimdeki ateşi söndüreyim, hem de tek başıma bir yolculuk daha yapayım niyeti ile minik bir rota çizdim. (tabi daha önce giden arkadaşlarımın emeği büyük) Çevremdeki insanlar tek başlarına, arkadaşlarıyla, sevgilileriyle gidiyorlar birer birer. Geldiklerinde anılarını heyecanla dinliyordum hep. Dedim minik bir rota yapayım, en azından bir göreyim; nasılmış. Dedikleri gibi oluyor muymuş? 
Almanya'da birkaç arkadaşım ve akrabalarım vardı. Herkesin olduğu gibi, bizim de alamancı akrabalarımız var 💃 O zaman önce bi Almanya yapayım ben, o arada biraz alışırım dedim. Hem de çok sevip saydığım Elif hocam aracılığı ile tanıştığım Hannover-Helmstedt'teki doktor abimizi göreyim, hastaneyi de bir gezeyim nasılmış diyerekten başladım araştırmalara.
Şimdi her şeyden önce dilini bilmediğiniz bir memleket. Evet bir çok kişi ingilizce biliyor belki ama yine de insan bir tereddüt etmiyor değil.Birde benim ilk avrupaya çıkışım.Hani giden arkadaşlarım rahat rahat kasma etme halledersin dediler ama yine de tamamen rahat olamadım. Arkadaşımın ısrarları ile Türkiye'deyken tüm biletlerimi ayarladım.Tam anlamıyla yaklaşık 20 günün bütün rotasını çizdik. Kalacağım hostelleri rezerve ettirdik. Bunları nereden nasıl mı yaptık? Hotel rezleri buradaki siteden 🏡🏡 , bilet işlemleri 🚌🚉  buradan. İkisi de benim gerçekten tüm işimi gördü, yönlendiriyor zaten. Bazı geçişlerde tren, bazılarında otobüs kullandım. Ki gittiğinizde görecek ve anlayacaksınız benim gibi. Avrupa'nın neredeyse genelinde ulaşım imkanları çok gelişmiş. Her şeyden önce tren bağlantıları çok güzel. 
Peki neden interrail yapmadım? Çünkü çizdiğim rota hem çok küçük, hem de interrail gerektiren bir rota değildi. Ayrı ayrı bilet almak bana daha ucuza gelecekti. Köln'e uçak biletim vardı. Arkadaşım ve aile dostumuz Oğuz'da oradaydı. İki günümü onunla gezerek geçirdim. Daha sonra 5 euroya aldığım hannover otobüsüne son dakika yetiştiğim için şoförden bir sürü azar yedim. Gerçekten dakikler ve bunu çok önemsiyorlar. Bindim otobüse. Gidiyorum ama kalacağım yer muallakta. Canım kumpir Ahmet'in arkadaşı orada stajda. Haberleştik, sağolasın gel dedi görüşelim. Bahnhof'un önünde buluştuk. Nasıl da tatlı kız dedim, işte sen Türkiyelerde tanışma allahın almanyasında gel buluş. Olacak iş değil :D (canım pelin öpüyorum yanaklardan) valla ne yalan söyleyeyim keşke daha uzun kalabilseydim dedim, o kadar eğlendik. Onun yurdunda bir akşam kaldım, ertesi gün erkenden kalktık.O Amsterdam'a ben Helmstedt'e hastaneye. 
Bindim minnoş trene, oturdum bir yere.🌷Kaffaltıı zamaannıııığğ.🌷 Şu yandaki fotoğraftaki mutluluk bambaşka bir şey. Tarifi gerçekten yok.. İndim ve hastaneye gidicem. Lakin bilmiyorum :D Gar görevlisine sordum, çizdi bana bir şeyler verdi. Anlamadım ama uğraşması yeterdi benim için. Yürüme zamanıı. Bi yerde wifi bulup, haritayı açtım, konumunu buldum doğruladım. Oradan devam ettim. Yağmur başlayınca bir dükkana girdim. 1 euroya minnoş sarı bir şemsiye alıp hastaneye ulaştım. Kardiyoloji servisini bulup çıktım. İnanın şaşırdım. İnsanların iyiliğine, ilgisine, muhabbetine. Hemşirelerle birlikte biraz gözlem yaptım. Anjioya girdim, izledim. Sonra bana bir sürü kağıt getirdi bir başka doktor abimiz. Diploma geçerliliği hakkında. Bu çok güzel bir şey ya. Hala hatırlayınca gülümsüyorum. Bu dediğim insanlar servisin şefleri. Yani hani o çok önem verdiğimiz statüler var ya, servisteki en yetkili adamlardan.
Bu insanlar üşenmediler, aman gelemez edemez n'apacak demediler ve benimle gerçekten ilgilendiler. İstediğim bilgilerin neredeyse tümünü aldım o hastanedeki insanlardan. Buradan saygı ve sevgilerimi gönderiyorum. Onlar bu kadar iyi olmasalardı bugün Almanya için oturum bekliyor olmayacaktım.Hastanedeki işim bittikten sonra vedalaşıp, teşekkür edip ayrıldım. Essen'e gidecek trenime daha saatler vardı ve şehri gezmeye koyuldum. Bol bol yürüdüm, minik Helmstedt kasabasının çoğunu gezdim. Bir türk lokantasında bir şeyler yedim ve tren garına yola koyuldum.
Bu sefer iki aktarma yapacak ve Essen'e Sedat amcamlara gidecektim. O akşam sözde darbe oldu Türkiye'de. Biz de alman medyasından bol bol izledik Sedat amcam ve Özlem ablamla üzülerek. 5 gün yanlarında kaldım, hasret giderdik, gezdik, Hollonda'nın Venlo kasabasına gittik. Her yer patates kızartması kokuyordu. Gerçekten yemek kültürleri sıfır... Buradan canımıniçi Sedat amcama ve güzel eşine sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum.
S
onraki durak aachen. İlkokul arkadaşımın olduğu şehir. Yıllaryıllar sonra buluşma ve arayı kapatma zamanı :D Koca bir mezarlığa girdik, vay arkadaş dedim mezarlığı gezerken bile sıkılmıyorsun. Çünkü yapılar gerçekten güzel. Sonra öğrendik ki mezarlığın kapanma saati varmış. Üzerimize mezarlığı kitledi adamlar. Kaldık içeride. Duvarlar kocaman, atlasak büyük ihtimal bacağı bırakıcaz orada. Baya uzun bir süre arandık içeride, arkada kapısına tırmandık, çıktık. Üzerime mezarlık kitlenmedi demem artık :D 3 günde canım arkadaşım Elifnur ile dolaştık, yedik içtik, kardeşlerini ve ailesini buradan bolca öpüyorum <3  Sırada PRAAGGG <3 Gezi buradan sonra başladı benim için. Çünkü artık tamamiyle tek başınaydım. Sadece wifi bulunca çalışan telefonum ve çevrimdışı haritam. Gezmeyi çok güzel insanlardan öğrendim, gezmek öğrenilir mi diyebilirsiniz. Öğrenilir evet. Saymakla, yazmakla, anlatmakla bitmez o insanlar ama her şeyin başladığı yerde bir tane simcabım var.
Ona kocaman sevgi ve selam olsun buradan. 
Otobüsten indim, haritayı açtım ve hostelimin olduğu yere doğru koyuldum yürümeye. Biraz uzaktı, bir de ben uzattım ama prag'ın ara sokaklarına doyum olmuyordu. Hostele ulaştıktan sonra minnoş odamı buldum ve eşyalarımı yerleştirip, duş aldıktan sonra çıktım dışarı. Çevrimdışı haritam ve makinem ile başladık gezmeye. Saatlerce.... hostele geldiğimde ayaklarım yoktu. Hissetmiyor olsam neyse :p Ama bende ki o mutluluğu, huzur içinde uykuya dalışı bir görseydiniz.. Ertesi gün erkenden kalktım, kaleye gitmek için yola koyuldum. Portekiz'den bir arkadaşımın daha orada olduğunu öğrenince kaleden sonra onunla buluştum.
Tüm gün onunla eğlene eğlene gezdik. 
Fotoğraflarını görüp iç çektiğim, bir gün bende sokaklarında dolaşır mıyım, kaybolur muyum dediğim Prag tüm ihtişamıyla karşımdaydı.Bakın bunun tarifi imkansız. Bunu anlamak için sadece adım atmak ve yola çıkmak gerekiyor. Şu yüzümdeki mutluluk fotoğrafa bakınca hissediliyor biliyorum :D 

Sırada Budapeşte var 👻 sabah yedideydi budapeşte otobüsüm. Gittim ve rezlediğim biletimi sattıklarını öğrendim. Sora ede başka bir firmadan son kalan koltuğu aldım ve koşa koşa bindim otobüse. İki kez değişti yanımdakiler. Bir meksikalı, bir rus. Meksikalı ile 3-4  saat kadar gittiğimiz için baya bir muhabbet etme fırsatımız oldu. Yarım yamalak ingilizcem ve çevrimdışı sözlüklerimizle baya güzel anlaştık bence.  
Budapeşte'ye gelmesine gelmiştik ama hostelim o kadar uzaktaydı ki. Metroya indim, bir yandan durakları öğrenmeye çalışırken bir yandan makineden tek binişlik bilet aldım. Hostelimin hangi durakta olduğunu öğrendikten sonra bindim metroya. Bir metro+bir otobüs ile sora sora buldum ve eski püskü, sonradan tahtalarla ikinci kat ekledikleri miniş bir odayı gösterdiler. Yerleştikten sonra yemek bulmak ve biraz etrafı keşfetmek için çıktım. O zaman hostelimin merkeze uzak olduğunu ve biraz hata ettiğimi anladım. Olsun nasılsa yürümeye alışmıştım. Üç gün boyunca deliler gibi yürüdüm, gezebildiğim her yerini gezmeye çalıştım. Ve yine minnoş bir türk ile tanıştım. Simcap Anıl mesaj attı bir arkadaşım da orada görüş diye ve buluştuk. Ece'de uzun zamandır yoldaymış ve biraz yorgun düşmüştü. Buradan ona da kocaman sarılıyorum.

Yola çıkınca n'oldu biliyor musunuz? Her şeyden önce kendimi buldum, tanıdım, sevdim ve kabullendim. Ben buyum ve bunları bunları seviyorum. Hayatıma ona göre yön vermeliyim. İkincisi bir sürü insan tanıdım, konuştum, muhabbet ettim, yedim, içtim. Biraz daha büyük çerçeveden bakmayı öğrendim. İster yalnız çık, ister 3 5 kişi ile, güzel dilekler ve isteklerle çıktığında yol gerçekten güzel insanlar çıkarıyormuş karşına. Bir arkadaşım hep şöyle der; Yol yolunu getirir.. Gerçekten öyleymiş. Bakın bunca şeyi sadece 15-20 günlük bir gezi sonucu yazıyorum. Düşünsenize, yavaş yavaş dünyadaki güzellikleri gezdiğinizi.. Görülecek çok fazla yer, kamp atılacak çok fazla orman, yol üzerinde tanışılacak çok fazla güzel insan var. Yol gerçekten açık, yeter ki gitmek isteyin.

Sevgi ile canlar, yollarda karşılaşmak dileği ile 
🍀 🍀


(Fotoğraflar Canona1- fujifilm ile çekilmiştir.)










Yorumlar

Popüler Yayınlar